…AŞK BUDUR…

Aşk, Sahabi Hayatlarından.. 8 Yorum Yapılmış »

AŞK BUDUR…

Medine’nin kadınları hem güleryüzlü, hem de güzeldirler. Ancak Hifa Hatun başka güzeldir ve bambaşka gülümser. Öylesine sıcakkanlı ve öylesine samimidir ki kadınlar onu canları gibi severler. Oğlu, abisi, erkek kardeşi olanlar akraba olmaya kalkar, hatta bazıları beylerine ister. Onu ciddi ciddi sıkıştırır, araya hatırlıları koyup, izdivaç teklif ederler.

Hifa Hatun’un methi hızla yayılır ve çoook uzaklara gider. Bırakın hekimleri, tüccarları, vezirler, sultanlar sıraya girer. Ancak o Necaşi gibi bir İmparatoru bile reddeder sadece ve sadece Allah’ın rızasını diler.

Ama taliplerin ardı arkası kesilmez. Kimi ayaklarına halılar serer… Kimi cevahirler döker… Yüz kızıl tüylü deveyi getirip kapısına bağlayanları mı sorarsınız, yoksa saray anahtarlarını önüne atanları mı?

Hifa Hatun bütün bunlara dönüp bakmaz bile, Efendimizin huzuruna çıkıp “Ey Allah’ın Resûlü” der, “bana cennete götürecek bir şeyler öğretsene.” Doğrusu o, Peygamber Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) ‘gündüzleri oruç tut’ ya da ‘geceleri namaz kıl’ gibi bir tavsiyede bulunacağını sanır ama Server-i Kâinat “Önce evlenmen lâzım” buyururlar “zira bununla dininin yarısını emniyete alırsın!” Hifa, büyük bir teslimiyetle boynunu büker ve “siz kimi münasip görürseniz ben ona razıyım” der.

Mâlum, o sıradan bir hanım değildir ve onu nikahına alacak erkeğin de “özel” olması gerekir. Lâkin Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ne kimseye ümid verir, ne de kimsenin ümidini kırar. Her zamanki gibi basit ve pratik bir çare bulur “yarın sabah mescide ilk gelenle evlen” buyururlar. Bu teklifi herkesin hoşuna gider, talipler erken kalkmak için tedbirler düşünür, kendilerince hazırlık yaparlar. Bu haberi elbette Hazret-i Suheyb de duyar ama dikkate almaz. Zira o fakir ve kimsesiz biridir. Evi yurdu yoktur ve karnını zor doyurur. Kah ağaç altlarına uzanır, kâh mescid gölgelerine kıvrılır. Uzun boyuna rağmen o kadar zayıftır ki, rüzgar sert esse ayaklarını yerden kaldırır.

Ama bakın şu işe ki o gece Allahü teâlâ bütün sahabelere derin bir uyku verir, Hifa Hatun’un talipleri gözlerine çöken ağırlığa yenilirler. Resulullah Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) her zamanki gibi imsak sökerken mescide gelir ve büyük bir merakla talihli sahabeyi bekler.
Nitekim mescidin eşiğinde bir gölge uzar ve Süheyb içeri girer. Resulullah Efendimiz namazdan sonra Hifa Hatunu çağırtıp neticeyi bildirir. Hazret-i Hifa büyük bir teslimiyetle kabul eder.

Efendimiz güzel bir hutbe okur ve nikah akidlerini yaparlar. Sonra şanslı sahabeye döner “Ey Süheyb” buyururlar, “şimdi hanımına bir hediye al ve tut elinden evine götür.”Suheyb Radıyallahu anh ellerini çaresizlikle iki yana açar. “İyi ama” diye mırıldanır, “benim ne bir dirhem gümüşüm, ne de sığınacak evim var.”

Hifa Hatun kocasının boynunu büktürmez, ona içinde on bin dirhem gümüş olan süslü bir heybe gönderir ve “filanca yerdeki köşkümü sana hediye ettim” der. Alemlerin Efendisi çok hislenir onlara hayır dualar ederler.

Süheyb, o gün Medine sokaklarında dolanır durur, akşama doğru utana sıkıla konağa sokulur. Kendisi için hazırlanan muhteşem sofradan ya bir, ya iki hurma alır ve “Ya Hifa” der, “biliyorum sen benim için bulunmaz bir nimetsin, ben ise senin için sadece mihnetim. Ben şükretsem gerek, sen sabretsen gerek. İster misin şu geceyi taat ve ibadetle geçirelim zira Efendimiz (Sallallahü aleyhi ve sellem) “Cennette yüksek bir çardak vardır. Orada yalnız şükredenlerle sabredenler otururlar.” buyurdular.

Ve öyle de yaparlar. Seccadelerini gözyaşları ile ıslatır, kalplerini zikr ile aydınlatırlar. Cebrail Aleyhisselam olup biteni Resulullah Efendimize anlatır ve onları Allahü teâlânın cenneti ve cemaliyle müjdeler.

Ertesi sabah, namazdan sonra Efendimiz Suheyb’i yanlarına oturtur “Ey Süheyb” buyururlar “geceki halini sen mi anlatırsın ben mi anlatayım?” Süheyb gözlerini kucağına indirir, zor duyulan bir sesle “Allahın Resulü en iyisini bilir” cevabını verir.

Efendimiz onlara “ne mutlu size” gibilerinden bakar, “İkiniz de cennetliksiniz” buyururlar, “… ve Allahü teâlâyı göreceksiniz!” Süheyb derhal secdeye kapanır ve “Ya Rabbi!” diye yalvarır, “o ki beni mağfiret ettin, günahlara bulaşmadan canımı al!”

Allahü teâlâ bu yanık duayı kabul eder, Suheyb, secdede kalakalır. Mescidde bulunanlar ağlamaklı olurlar. Resulullah Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) “Size daha şaşılacak bir şey söyliyeyim mi? Şu anda Hifa Hatun da ruhunu Hakka teslim etti” buyururlar.

Namazlarını, yüzü suyu hürmetine yaratıldığımız o yüce Server kıldırır. İkisini yanyana toprağa bırakırlar. Baş uçlarına küçük bir tahta çakar. Birine “Şükredenlerden Suheyb” yazarlar, öbürüne “Sabredenlerden Hifa!”…

Gayrısına aşk demeye utanıyor insan…

KURUTULMUŞ DOMATESLİ-ZEYTİNLİ ÇÖREK

POĞAÇALAR 22 Yorum Yapılmış »

Geçen haftalarda domates kurusu almıştım,bir sitede görüp resmine vurulduğum tuzlu bir tartı yapmak için. O tart üzerine güzel hayallerim vardı Smile Annemle birlikte kahvaltıda yiyecektik ve annem çok sevecekti,çünkü tart da domates-zeytin-kekik üçlemesi vardı. Tartı yaptım ama sonucu hüsran oldu. Yaparken aklıma gelenler başıma gelmişti. Hamurun içinde un miktarından çok tereyağ vardı ve piştiği zaman sanki kalıpla yağ yedeğiniz hissine kapılıyordunuz.. Bu işten tek karlı çıkan martılar olduSmile Çünkü çatıya doğru attığım küçük tartları havada kapıp afiyetle yedilerSmile

PATATES KROKET

APERİTİF, KAHVALTILIK 18 Yorum Yapılmış »

patates kroket 003

Arkadaşlar bu tarifim eski bloğumdan,bu aralar çok yoğunum,eve bile çok geç saatlerde geliyorum;dolasıyla birşeyler yapmaya da vaktim yokSmile Bu kroketi yakın zamanda tekrar deneyeceğim inşallah, tadı hala damaklarımdadır,herkes tavsiye ederim. Kahvıltıda ayrı güzel,öğlen yemeğinde tavuğun yanına ayrı güzel yeniyorSmile
devamını oku »

MUTLULUĞUN FORMÜLÜ:)

Eğitim-Psikoloji 10 Yorum Yapılmış »


Mutluluk gidilen yolun üzerindedir, yolun sonunda değil. Zira yolun sonunda da olsa, ona varıldığında yol bitmiş ve vakit de geçmiş olurdu.

Mutlu olmanın zamanı ise, bugündür, yarın değil. Yarın mutlu olmayı bekleyenler şuan Karacaahmet’te bu bekleyişlerini sürdürmektedirler. Fakat bugün mutlu olmasını bilenler her zaman bu mutluluğu sürdürürler.

Akıllı insan odur ki, sahip olmadığı şeyler için üzülmez. Çünkü bilir ki, elde olmayana üzülmek mutsuzluk sebebidir. O, sahip olduğu şeylerin değerini bilir ve bunlara sahip olduğu için sevinir, böylece mutluluğu iki kat artar.

Mutlu olmak, manen yükselmek istiyorsan,

gönüller almaya,

gururu ve kibri

bırakmaya bak.

Mevlana

Mutlu olmanın formülü çok kolay. Onları sıralayacak olsak, ilk aklımıza gelenler şunlar:

v Ufak şeyleri dert etmeyin.

v Kusursuz olunmayacağını bilin.

v Rahat ve ılımlı olun.

v Birisine bir iyilik yapın ve kimseye bundan bahsetmeyin.

v Sevgi elini önce siz uzatın.

v Herkese selam verin.

v Rast gele iyilikler yapın.

v Bir davranışın ardındaki masumiyeti görmeye çalışın.

v Gönlü bol olmayı, haklı olmaya yeğleyin

v Aynı anda birkaç şey yapmayın.

v Planlarınızda esnek olun.

v Sahip olacaklarınızı değil, elinizde olanları düşünün.

v Olumsuz düşüncelere yüz vermeyin.

v Bulunduğunuz ortamda mutlu olmaya bakın.

v Sorunları ve acıları, terbiyeci ve öğretici olarak görün.

v Başkalarını suçlamayı bırakın.

v Daha fazlasını istemeyin, elinizdekinin kıymetini bilin.

v İç dünyanız için zaman ayırın.

v Üzüntü ve acıların sizi mahvetmesine izin vermeyin.

v Değiştiremeyeceğiniz şeyleri kabul etmeyi öğrenin.

v Size yapılmasını istemediğinizi, başkasına yapmayın.

v Bugünü, son gününüzmüş gibi yaşayın.

Mutlu olmak için, “ASLA, AMA, FAKAT, KEŞKE, FARKETMEZ” demeyin. Başkaları için değil kendiniz için yaşayın. Tekrarlardan kaçının ve tecrübelilerin tecrübelerinden istifade edip, örnek almayı bilin. Sevgiyi kalbinizden çıkarmayın.

Hayatta başarılı olmuş bir adama bazı gençler sormuş:

- Hayatın, bize ulaşabilecek en yüksek mutluluk ve başarıyı sağlaması için ne yapmalıyız?

- Bu sorunuz bana bir ineği olan köylüyü hatırlattı. Köylüye ineğin ne kadar süt verdiğini sormuşlar. O da, “ineğim hiç süt vermez, sütü ondan sizin almanız gerekir,” cevabını vermiş. İşte hayatta size, mutluluk ve başarıyı kendiliğinden vermez, onu hayattan, gayret ve başarılarınızla sizin almanız gerekir.

Bu bilgenin söylediği gibi, siz de hayatta mutluluğu yakalamak istiyorsanız, şu şartları yerine getirmelisiniz.

İstek: Mutlu olmaya hevesli olun. Mutlu olmayı istemezseniz, mutluluk gelip sizi bulmaz.

Sorumluluk: Olaylar karşısında kontrol mekanizmanızı çalıştırmalısınız.

Farkındalık: Sizin neyin mutlu ettiğini iyi bilmelisiniz.

Yeniden Başlamak: Ters giden şeyi tekrar denemek, vazgeçmemek.

Yenilikçilik: Yeniliklere açık olmak mutluluğun anahtarıdır.

Kıymet Bilme: Kendinden memnun olmak ve hataları kabul etmek gerekir.

Fedakârlık: Özveride bulunmak ve yardıma hazır olmak.

Dürüstlük: Kendinize ve çevrenize karşı dürüst olmak.

Mutlu olmak isteyen insanın hayatta mutlaka bir AMACI OLMALI. Karınca misali. Hacca gitmeyi hedefler, varamasa da o yolda ölmeyi bile mutluluk sayar.

Mutlu olmayı ŞARTLARA BAĞLAMAMAK. Okulu bitirince mutlu olacağım, okul biter, iş bulma telaşı başlar, o biter bir başkası. Derken istekler bitmez. Hayal ettiğimiz büyük mutluluğu ararken, mutsuz bir ömrü tamamlamış olmayalım.

ŞÜKRETMESİNİ BİLENLER MUTLU OLURLAR. Çünkü teşekkür ve şükür, kişiyi motive eder. Samimi olarak size teşekkür edilse, yaptığınızın doğru olduğunu düşünür ve yolunuza devam edersiniz. Bu yüzden teşekkürü sıkça kullanalım ve şükretmeyi devamlı hale getirelim. Rabbimize karşı nimetlerinin şükrünü eda ettikçe mutluluğumuz daha da katlanacaktır. “…andolsun ki, şükrederseniz, arttırırım…”(İbrahim-7) ayetinde buyrulduğu gibi…

DOSTALARI ÇOK OLANLAR MUTLU OLURLAR. Kadınların erkeklerden fazla yaşamalarının sebeplerinden biri de daha çok arkadaşlarının olmasıdır. Eskiden aileler kalabalıktı, bunu ihtiyaç kalmıyordu. Ama günümüz şartlarında mutlaka hakiki dostlara ihtiyaç var.

İNANÇLI OLANLAR MUTLU OLURLAR

İnanan insan, başına ne gelirse gelsin Rabbinden geldiğini bilir, Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın dizelerini dilinden düşürmez: “Hoştur bana senden gelen, ya gonca gül yahut diken, ya hil’atü yahut kefen.” Yine aynı inançla, “Görelim Mevla’m neyler, neylerse güzel eyler.” Her zorluk karşısında da, “Bu da geçer ya Hu” demesini de bilir.

BAŞKALARINI KISKANMAK MUTSUZLUKTUR. Kendinde malca üstün olanlara bakıp kıskanmak insanı mutsuz ve bedbaht eder. Onun için inançça üstün olana bakıp onu örnek almak en güzeli.



Sözün kısası, eğer mutlu olmak istiyorsanız; sürücü sizsiniz, yolunuz açık olsun..


MİNE İZGİ

Eğitimci Yazar


LİMONİ

PASTALARIM 15 Yorum Yapılmış »

limoni

Pandispanya:

5yumurta
4kahve fincanı şeker
4kahve fincanı un
1paket kabartma tozu
1limonun suyu ve kabuğunun rendesi
1tüp limon esansı

KREMALAR
Arasına:
1paket Dr Oetker Dolgu Kreması
2,5çay bardağı süt
½ paket beyaz çikolata

Üstüne:
1paket Dr. Oetker Pasta Kreması
1,5su bardağı süt
100gr margarin
(Ben daha önceden dolapta kalan bir kâse kremşantili hazır krema karışımını da ekledim içine)

Islatmak için de evde yaptığımız 1bardak limonata

Yapılışı:
Yumurta ve şekerimizi köpürte köpürte J çırpıyoruz. Limon suyu, limon esansı ve kabuklarını ekleyip minicik daha çırpıp, un ve kabartma tozunu ekleyip tekrar çırptıktan sonra yağlanmış kelepçe kalıbımıza karışımı döküp 150 derecelik fırına veriyoruz.
Pandispanyamız piştikten sonra fırından çıkartıp soğumaya bırakıyoruz, o arada biz ara kremasını yapıyoruz ve içine benmari usulü erittiğimiz beyaz çikolatayı da ekleyip mikserliyoruz. Pandispanyamızı ikiye bölüp, bir katını servis tabağımıza aldıktan sonra limonatayla ıslatıyoruz ve üzerine kremamızın tamamını sürüyoruz. İkinci katı üstüne kapatıp onu da ıslıyoruz ve pasta kremamızla üzerini kapatıp arzu ettiğimiz gibi süslüyoruz…

Afiyet olsun..

Ufak Bir Üsküdar Turu..

Gezdiğim-Gördüğüm-Fotoğrafladığım 11 Yorum Yapılmış »
LeyyaAblam Eminönülere gider aktar aktar gezer,fotoğraf çeker de ben yapamaz mıyım efendimBig Smile)
İşin latifesi bir yana, bugün Üsküdardaydım(birbirimizi aramıyı unutmuşuz ama ablamda ordaymış bulaşamadık ah ah). Balıkçılar çarşının hemen bitiminde karşılıklı aktar dükkanları var. Önlerinden geçerken muhakkak tezgahlara şöyle bir göz gezdiririm,hatta gözümü alamamSmile

Aklımda Miss ‘in ve ablamın yaptığı focaccia vardı. Malumunuz biberiye kullanıyordu ekmeğin yapımında. Ama ben cesaret edip alamadım, önce bi sorayım ne menem birşeydir,sonra alayım dedim. Sadece foto çekmekle kaldım bugünSmile Bir de bol bol gezdim..

Bu dombili kedi bey,tabiki balıkçılar pazarının dibinde dolaştığı için dombili olmuşGrin Bir sürü pozunu çektim ama bir türlü objektife baktıramadım,hasba nolcakSmile

Bu ağaçda Üsküdar Belediyesinin önündeki ağaç,ismi nedir bilmiyorum ama dallarında ki meyvemsi şeyler çok hoşuma gitti ve hemen fotoladım. (bu arada acar muhabir oldum çıktım, ee kolayma öyle basın yayın kurul başkanı olmak,her an foto. makinayla gezmek lazım hihihi)

Üsküdar Belediyesidemişken, bahsetmeden geçmek istemedim; bugün belediyeye de uğradık, bi arkadaşımızı ziyarete. Hem de maksat, belediyenin 2008 takvimini almaktı. Ressam Hoca Ali Rıza Bey’in sulu boya resimlerinden oluşan bir takvim hazırlamışlar,çok harikaSmile (takvimlerden canım zeynebimBiricikdostuma da aldım )

Hazır gitmişken, arkadaşımız bizi tek takvimle bırakmadı, yine belediyenin sporsorluğunda Kubbealtı yayın evinden çıkan Ahmet Yüksel Özemre’nin kaleminden “Hayalimdeki Üsküdar” isimli kitabdan ve bazı kitapçıklardan da hediye etti sağolsun. Bizi belediyeden eli kolu yollayan Dilek arkadaşımıza da teşekkür ediyorum tekrarenSmile

Tekrar Beledeyinin etkinliklerine dönmek istiyorum, başkan (tıpkı bizim belediye başkanı gibi hihihi) kültürsanat noktasında çok güzel çalışıyor, bütün kültür merkezlerinde sürekli seminerler,konserler,sergiler oluyor. Üskadar da oturanların bunları takip etmesini ve katılmasını öneriyorum Smile Zira ben kendi belediyeminkilere katılıyorumSmile

BU DA GEÇER YA HUUUUUUUUU!

Hikayeler, İçimden Gelenler 6 Yorum Yapılmış »
Bu da Geçer Ya Hû!
Dervişin biri,uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra bir köye ulaşır.Karşısına çıkanlara kendisine yardım edecek,yemek ve yatak verecek biri olup olmadığını sorar.Köylüler kendilerinin de fakir olduklarını,evlerinin küçük olduğunu söyler ve Şakir diye birinin çiftliğini tarif edip oraya gitmesini tavsiye ederler.
Derviş yola koyulur,birkaç köylüye daha rastlar.Onların anlattıklarından Şakirin bölgenin en zengin kişilerinden biri olduğunu anlar. Bölgedeki ikinci zengin ise Haddad adında başka bir çiftlik sahibidir.
Derviş Şakir’in çiftliğine varır.Çok iyi karşılanır,iyi misafir edilir,yer içer, dinlenir.Şakir de aileside hem misafirperver hem de gönlü geniş insanlardır…
Yola koyulma zamanı gelip Derviş, Şakir’e teşekkür ederken, “Böyle zengin olduğun için hep şükr et.”der. Şakir ise şöyle cevap verir: “Hiçbir şey olduğu gibi kalmaz. Bazen görünen gerçeğin ta kendisi değildir. Bu da geçer…”
Derviş Şakir’in çiftliğinden ayrıldıktan sonra bu söz üzerine uzun uzun düşünür.Bir kaç yıl sonra dervişin yolu yine aynı bölgeye düşer.Şakir’i hatırlar,bir uğramaya karar verir. Yolda rastladığı köylüler ile sohbet ederken Şakir den söz eder. “Haa o Şakir’mi” der köylüler, “O iyice fakirledi,şimdi Haddad’ın yanında çalışıyor.”
Derviş hemen Haddad’ın çiftliğine gider,Şakir’i bulur.Eski dostu yaşlanmıştır,üzerinde eski püskü giysiler vardır.Üç yıl önceki bir sel felaketinde bütün sığırları telef olmuş,evi yıkılmıştır.Toprakları da işlenemez hale geldiği için tek çare olarak selden hiç zarar görmemiş ve biraz daha zenginleşmiş olan Haddad’ın yanında çalışmak kalmıştır.Şakir ve ailesi üç yıldır Haddad’ın hizmetkarıdır.
Şakir bu kez Derviş’i son derece mutevazi olan evinde misafir eder.Kıt kanaat yemeğini onunla paylaşır…Derviş vedalaşırken Şakir’e olup bitenlerden ötürü ne kadar üzgün olduğunu söyler ve Şakir’den şu cevabı alır: Üzülme…Unutma,bu da geçer…”
Derviş gezmeye devam eder ve yedi yıl sonra yolu yine o bölgeye düşer.Şaşkınlık içinde olup biteni öğrenir.Haddad birkaç yıl önce ölmüş,ailesi olmadığı içinde bütün varını yoğunu en sadık hizmetkarı ve eski dostu Şakir’e bırakmıştır.Şakir Haddad’ın konağında oturmaktadır,kocaman arazileri ve binlerce sığırı ile yine yörenin en zengin insanıdır.
Derviş eski dostunu iyi gördüğü için ne kadar sevindiğini söyler ve yine aynı cevabı alır: “Bu da geçer…”
Bir zaman sonra Derviş yine Şakir’i arar. Ona bir tepeyi işaret ederler. Tepede Şakir’in mezarı vardır ve taşında şu yazılıdır: “Bu da geçer…”
Derviş, “ölümün nesi geçecek?” diye düşünür ve gider. Ertesi yıl Şakir’in mezarını ziyaret etmek için geri döner; ama ortada ne tepe vardır nede mezar.Büyük bir sel gelmiş,tepeyi önüne katmış,Şakir’den geriye bir iz dahi kalmamıştır…
O aralar ülkenin sultanı,kendisi için çok değişik bir yüzük yapılmasını ister. Öyle bir yüzük ki ,mutsuz olduğunda umudunu tazelesin,mutlu olduğunda ise kendisini mutluluğun tembelliğine kaptırmaması gerektiğini hatırlatsın…Hiç kimse Sultanı tatmin edecek böyle bir yüzük yapamaz.Sultanın adamları da bilge Derviş’i bulup yardım isterler.Derviş, Sultanın kuyumcusuna hitaben bir mektup yazıp verir.Kısa bir süre sonra yüzük Sultan’a sunulur.Sultan önce bir şey anlamaz; çünkü son derece sade bir yüzüktür bu. Sonra üzerindeki yazıya gözü takılır, biraz düşünür ve yüzüne büyük bir mutluluk ışığı yayılır: “Bu da geçer” yazmaktadır.
‘Buda geçer Ya Hû’ sözünün aslı bundan bin küsür sene önceye , Bizans dönemine uzanır. Bizanslılar fena bir işe uğradıkları zaman ‘Buda geçer’ manasına gelen ‘k’afto ta perasi’ demektedirler. İbare Selçuklular zamanında İran taraflarına geçer; ama Farsçalaşıp ‘in niz beguzered’ olur. Osmanlılar devrinde Türkçe söylenip ‘bu da geçer’ yapılır. Derken tekkelerde ve dergâhlardada benimsenir ve sonuna ‘Ya Allah’ manasına gelen bir ‘Ya Hû’ ilave edilip ‘BU DA GEÇER YA HÛ’ haline gelir…
********
Hayat inişli çıkışlıdır.Her zaman bulunduğumuz durumun gelip geçici olabileceği aklımızdan çıkmamalıdır.
Şuan msnden çok sevdiğim değerli bir dostumla yazışıyorum, sıkıntımı az çok bilir kendisi, sessizliğin içinde sesime karşılık bir ses olur gecenin yarıları.. İyi ki var(tüm diğer dostlarım onlarda iyiki var tabiki!)
İşte bu aziz dostum,az evvel gönderdi yukarda ki hat tablosunu. BU DA GEÇER YA HU!
Bende hikayesiyle birlikte önce kendim adına sonra sizler için yayınlıyorum..

ELMALI KEK

KEKLER 11 Yorum Yapılmış »
Bu ara keklerden gidiyoruz ama portakallı kekle elmalı keki yapışımın arasında bir hafta varSmile Bu kekimide çok sevdimSmile Mis gibi tarçın kokulu elmalı kekim benimBig Smile

KAVANOZ KAPAKLARI :)

Dekorasyon, El İşi-Etamin 25 Yorum Yapılmış »

Bütün işler bitti bir kavanoz kapaklarına örtü işlemek kalmıştı,onu da yaptımBig Smile))) HihihihihSmile
İşin şakası bir yana,akşamları otururken yapacak bir iş arıyorum elime;danteli hiç sevmem,o yüzden onu direk eliyoruzSmile Yapmaktan çok hoşlandığım,beni dinlendiren ve bittiği zaman -aman da aman ne güzel de oldu- dediğim işlerin başında “etamin işlemek” geliyor.
Bu kavanoz kapakları örtüsü fikri tabiki canım annemin aklına geldi, geçen hafta

-Kızım sana iş buldum.. deyince çok sevindimSmile Bunların öncesinde ufak bir örtü işlemiştim, ilerki günlerde yayınlayacağım elmalı kekin altında göreceksiniz onu daSmile


Neyse efendim hemen örnek kitaplarını açtım,cici bici örnekler beğendim,başladım zevkle işlemeye. Bu arada canım Zeylummm ve Leyyamaa anlatıyordum neleri işlediğimi. Ta bi ki onlarda yakından görmek istediler, e bizzatihi ellerine alıp incelemeri için evlenmem lazım Grin Onun içinde zamanımız olduğuna göre,en iyisi dedim bun bunları blogda yayınlayayım, hem arkadaşlara fikir olsun,hem de bizimkiler görmüş olsunSmile

SOĞANLI SOSİSLİ YUMURTA

KAHVALTILIK, PRATİK-ARTA KALANLARI DEĞERLENDİRME 13 Yorum Yapılmış »
Soğanlı yumurta Osmanlı’da padişah yemeği; saray aşçıları işe alınmazdan evvel muhakkak soğanlı yumurta yaparlarmış ve kıvamı ve lezzeti tuttururlarsa işe alınırlarmış.Smile
Eskiden insanlar evlerine çuvalla soğan alırlarmış ve yeni soğan mevsimi geldiği zaman hâlâ çuvallarının dibinde soğan kaldıysa, bitirmek için soğanlı yumura yaparlarmış.
Biz arada bir yaparken içine sosis de ekliyoruz, pek leziz oluyor..

Malzemeler:
1 kg soğan
5-6 tane yumurta
4 tane sosis
1su bardağından 2parmak eksik sıvıyağ
Tuz, karabiber, kırmızıbiber

Yapılışı: Soğanları ay ay doğrayıp, sıvıyağla birlikte teflon tavamıza alıp, kavuruyoruz. Sosisi de ekleyip biraz çevirttiriyoruz ve en son yumurtaları kırıyoruz. Ama çirkin bir görüntü oluşmaması ve yumurtaların iyi pişmesi için hemen karıştırmıyoruz. Baharatları ekledikten sonra karıştırıp servis yapıyoruz.

Afiyet olsunnn..

 

Social Widgets powered by AB-WebLog.com.

couk