Oruç, hicret-i nebeviyyeden birkaç sene sonra Şâbân-ı şerîfin üçüncü günü farz kılınmıştır. Cenâb-ı Hak azze ve celle âyet-i kerîmede: “Orucun farzıyyeti sizin ittikanız için…” buyurmuştur. Çünkü oruç insanın kuvve-i şehvâniyesini kırdığı gibi nefsin hevâ ve hevesini kırarak bütün âzâları günahdan, isyandan ictinâb ile zühd ü takvaya sebeb olacağı beyân buyurulmuştur. Çünkü insanların dünyevî mesâisi başlıca iki şeye münhasırdır:
ORUÇ, İSLÂM’IN dördüncü emridir.
– İnsanın mânevî yönden gelişmesini sağlar.
– Oruç tutan kimseyi kötü davranışlardan ve iffetsizlikten alıkor; ve Cehenneme girmesine engel olur.
Allah Teâlâ, işte bu gibi özellikleri sebebiyle orucu hem Muhammed ümmetine, hem ondan önceki ümmetlere farz kıldı.
Orucun “sayılı günlerde,” yani yılda bir defa Ramazan ayında tutulmasını emretti.
Oruç tutmanın sevabı
Namaz kılan, zekât veren ve haccedeni herkes görür. Fakat bir kimsenin oruç tuttuğunu sadece Allah bilir. Oruca riya ve gösteriş bulaşmadığı için, oruç tutan kimsenin Allah katında farklı bir yeri vardır.
Peygamber Efendimizin bildirdiğine göre, Allah Teâlâ bu özel durumu şöyle açıklamıştır:
Oruç tutan kimse; yemesini, içmesini ve her türlü bedenî zevkini sadece Benim rızâmı kazanmak için bırakır; bu sebeple onun ödülünü bizzat Ben vereceğim.
Oruç tutan kimsenin çok sevindiği iki zaman vardır. Biri akşam iftar ettiği zaman, öteki de Rabbine kavuştuğu zaman.
Orucun ve oruçlunun değerini şimdi de Resûl-i Ekrem Efendimizden dinleyelim:
Oruçlu bir ağzın kokusu, Allah yanında en güzel kokudan daha değerlidir.
Sevap olduğuna inanarak ve karşılığını Allah’tan bekleyerek Ramazan orucunu tutan kimsenin geçmiş günahları bağışlanır.
Allah Teâlâ, kendi rızâsı için oruç tutanı, Cehennem ateşinden yetmiş yıl uzaklaştırır.
Cennetin sekiz kapısı vardır. Namaz kılanlar, kıyamet gününde Cennete namaz kapısından; cihad edenler cihad kapısından, sadaka verenler sadaka kapısından gireceklerdir.
Bu sekiz kapıdan birinin adı Reyyân’dır. O kapıdan sadece oruç tutanlar girecektir.
Mahşer yerinde bir ara “Oruç tutanlar nerede?” diye seslenilecek. Oruç tutanlar yerlerinden doğrulacak. Onlar Cennete girince bu kapı kapanacak; artık oradan kimse girmeyecek. Reyyân kapısından girenler bir daha susuzluk çekmeyecek.
Sahâbîlerden biri, Peygamber Efendimizden, kendisine fayda verecek bir ibadet tavsiye etmesini istedi. Resûl-i Ekrem ona “Oruç tutmanı tavsiye ederim. Onun gibisi yoktur” buyurdu.
Böylece orucun gösterişten uzak, ihlâs ve samimiyetle yapılan müstesnâ bir ibadet olduğuna işaret buyurdu.
Ramazan ayının değeri
Şimdi yine Sevgili Efendimizi dinleyelim:
Ramazan ayının daha ilk gecesinde Cennetin bütün kapıları ardına kadar açılır; Cehennemin kapıları birer birer kapanır; azgın şeytanlar bağlanıp tesirsiz hâle getirilir.
Oruç tutan kimse, büyük günahlardan sakınırsa, iki Ramazan arasında yaptığı günahları affedilir.
“Bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi” bu aydadır.
Ramazan ayını oruçla geçiren, bir de her ay üç gün oruç tutan kimseye bütün yıl oruç tutmuş gibi sevap verilir. Çünkü iyiliklere on katı sevap verilecektir.
Bir ibadete ve iyiliğe on katı sevap verileceğini Allah Teâlâ da belirtmiştir.
Ramazan ayı Kur’ân ayıdır. Peygamber Efendimiz Ramazan’ın her gecesinde Cebrâil aleyhisselâm ile buluşur ve o güne kadar inen Kur’ân âyetlerini karşılıklı olarak birbirlerine okurlardı.
Allah’ın Resûlü her zaman cömertti; ama Cebrâil aleyhisselâm ile çokça buluştuğu bu ayda, esen rüzgârdan daha cömert olurdu.
Oruçlu nasıl olmalı?
Oruçlunun sadece midesi değil, dili de oruç tutmalıdır.
Bunu Peygamber Efendimiz şöyle anlatmıştır:
– Oruçlunun ağzından kesinlikle kötü söz çıkmamalı,
– kimseyle kavga etmemeli,
– yalan söylemekten, boş ve mânâsız konuşmaktan kaçınmalıdır.
– Eğer biri ona hakaret etmeye kalkarsa, “Ben oruçluyum” deyip geçmelidir.
Hem oruç tutup, hem yalan söyleyenin, yalan dolanla iş yapanın, yemeyi içmeyi bırakmasına Allah Teâlâ hiç değer vermeyecektir.
Orucu oruç gibi tutmayanların eline, aç susuz kalmaktan başka birşey geçmeyecektir.
Sahur ve iftar vakitleri
Ramazan ayının her ânı değerli olmakla beraber bu ayda özel zamanlar vardır.
Bu zamanlardan biri sahur, diğeri iftar vaktidir.
Sahur vakti hakkında Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur:
“Sahur yapınız, çünkü sahurda bolluk, bereket vardır.”
Bizim orucumuzla Ehl-i Kitab’ın orucunu birbirinden ayıran en önemli fark sahur yemeğidir.
Peygamber Efendimiz iftar vaktine de önem verilmesini istemiş; iftar saati girdiği anda oruç açmayı tembih ederek şöyle buyurmuştur:
“Müslümanlar, oruç açmakta acele ettikleri sürece hayır içinde yaşarlar.”
M.Yaşar Kandemir
Rabbim ailelerimizin huzurunu,birliğini bozmasın. Arası nane limon olan bütün eşlere,sevgi, muhabbet, saygı ve huzur versin yeniden..
Son söz olarak kalemini çok sevdiğim Senai Abimin satırlarıyla bırakıyorum sizleri…
*******
Gemiciler denize baktıklarında düz bir yüzey görürler. Hâlâ da öyle görünür denizin yüzü. Bu yüzden ilk denizciler gözlerinin gördüğüne inanır; dünyayı düz bir tepsi bilirlerdi.
Parşömen kağıtlar üzerine haritalar çizen haritacılar, gemicilerin tanıklığında adaları, kıtaları, denizleri, okyanusları çizerler; sonunda düzlüğün bittiği yere, yani dünyanın kenarına gelirlerdi. Bundan sonrası bilinmezdi; ötesi kesinlikle korkunç ve dev ejderhalar doluydu. Neden sonra denizcilerden birileri kalktı ufukta görünen bir geminin önce dumanının, sonra bacasının, sonra da güvertesinin görünmesinden yola çıkarak, yeni bir şey keşfetti. Dünya yuvarlaktır! Evet, evet dünya yuvarlaktır! Dünyanın yuvarlak olduğunu önce kimin keşfettiğini, keşfedenin hangi milletten, hangi dinden olduğunu bir kenara bırakın. Dünyanın yuvarlak olabileceğini fark eden denizci, ne ejderhaların hükmettiği sınırı geçti, ne de gide gide dünyanın kıyısına varan denizcilerden daha çok yol aldı. Sadece durdu ve düşündü. Herkesin gördüğünden farklı bir şeyi gördü, görünene farklı bir açıdan bakmayı denedi.
Eşinizin kıyılarına vardığınızı düşünüyorsanız, denizcilerin keşfinden alacağınız dersler var. Ne zamandır eşinizi göre göre, hepten düz bir yüzeyden ibaret olduğunu düşünüyorsanız, belki de yanılıyorsunuz, onu başı sonu birleşen, doğuya gittiğinizde batısına da varabileceğiniz bir küre olarak görmeniz gerekiyor. Önce tebessümünü, sonra azıcık hüznünü ve en sonunda kızgınlığını görüyorsanız, onu tükettiğinize hükmetmek yerine, kenarsız ve kıyısız bir sonsuzlukta yüzdüğünü düşünebilirsiniz. Ne olursa olsun, onu aşmayı düşünmeden önce onu açmayı düşünün. Nasıl olursa olsun, onu gözden çıkarmadan önce onu görmeyi deneyin.
Yokluğunuz tahmininizden çok derin olabilir…
Bir gün bir grup gemici, göçmen kuşların hep birlikte okyanusun ortasında bin noktaya gelip çığlıklar atarak kendilerini suya bıraktıklarını, adeta intihar ettiklerini görür. Bir süre kuşların bu garip davranışına anlam veremeyen denizciler, çok sonraları öğrenirler ki, kuşların kendilerini suya çaresizce bıraktıkları yerde bir zamanlar bir ada varmış. Bu ada bir deprem sonrası sulara gömülüp kaybolmuş. Göçmen kuşlar rotalarının tam ortasında kalan bu adada kısa bir mola vermeye ayarlamışlar kendilerini. Ancak yorgunluklarının tam zirvesinde adayı umdukları yerde göremeyince, çaresiz kendilerini suya bırakırlarmış.
Bu öykü, ne kadar efsane ne kadar gerçek bilmiyorum. Ancak bir gün güvendiğiniz dağlara kar yağabilir ya da yolda bulmayı umduğunuz ada sulara gömülmüş olabilir. Diyeceğim o ki; eşiniz için okyanusun orta yerinde bir ada olabilirsiniz. Eşiniz, sizin haberiniz olmadan, size gelmeyi, size dayanmayı, sizde konaklamayı düşündüğü bir yolculuğa çıkmış olabilir. Sizin bahaneler altında kaybolmanız, meşguliyetlerin örtüsüne bürünüp yok olmanız, eşinizde tahmin ettiğinizden daha büyük bir çaresizlik ve hayal kırıklığı doğurabilir. Böyle zamanlarda “Ben ne yaptım ki?�” diye soracağınıza, “Benden ne bekliyordu acaba?�” diye düşünmeyi deneyin. Kuşların çığlıkları, adanın sessizliği yanında ne kadar çok, değil mi?
Bir hayal ada olabilirsiniz
Eskilerde gemicilerin tanıklığı ile haritalar çizen haritacılar, sırf sevgililerine iltifat olsun diye, gemicilere verdikleri haritalara bir tane hayali ada çizerlermiş. Adı “Isabelle” yahut “Julia” olabilen bu adalardan birine fırtınalı zamanlarda sığınmak isteyen kaptan ve tayfalarının umutları boşa çıkarmış. Haritada gördükleri adanın yerinde yeller estiğini görünce, rotayı can havliyle başka ve sahici bir adaya çevirirlermiş ama…Yine de bir haritacının sevgilisi uğruna çizdiği hayali takdir etmekten geri durmazlarmış.
Senai Demirci
Bu enfes kurabiyelerden bu yaz çok sık yaptım. İlk yapışlarımda bir türlü fotoğrafını çekmek kısmet olmamıştı. Fotoğrafını çektikten sonra da yayınlamak ancak bu güne nasip oldu..










Son Yorumlar