Müslüman Ruhsal Sorun Yaşar mı?

Eğitim-Psikoloji 7 Yorum Yapılmış »

Ben üniversite ikinci sınıf öğrencisiyim. Dindar bir insanım. Ama sebebini izah edemediğim birtakım ruhî sıkıntılarım oluyor zaman zaman. Ve böyle bir durum yaşadığımda, inancımdan şüpheye düşüyorum. Yani “İnançlı biri isem, neden bu şekilde ruhî bunalıma düşüyorum?” diye sormaya başlıyorum kendi kendime. Kafamda dindar bir insan, ruhsal rahatsızlık yaşamaz diye bir düşünce var. Bu doğru mu? Bu konuda bana yardımcı olursanız, çok sevinirim. Şimdiden teşekkür ederim.

Cevap:

“Yaşar, ama hafif atlatır!”

Sevgili genç arkadaşım,

Evvelâ şunu ifade edeyim. “Ruhî sıkıntı” veya “ruhsal sorun” ifadesi bizi çok yanıltıyor. Çünkü bu ifade, o kadar geniş bir alan için kullanılıyor ki… Nispeten basit ve kısa süreli bir depresyon için de, bazıları çıkıp çok rahatlıkla sanki çok büyük bir hastalıkmış gibi tanımlama yapabiliyor.

Oysa, hayatının belli dönemlerinde depresyon veya depresif hâller yaşamamış insan yok gibidir. Bu da son derece normaldir. Çünkü, insan tercihleriyle yaşar ve bu tercihleri bazen onu sanki çıkmaz sokağa sürüklenmiş hissi verebilir. Ve bu durumda, o kişi, çökkünlük duygusu, yani depresyon yaşar.

Ve iyi ki de yaşar! Eğer bu olumsuz duyguyu yaşamasa, insan bulunduğu ve geldiği yerin kötü bir yer olduğunu düşünmezdi bile. Ruh, o gelinen yerde durumdan memnun olmadığını belirtiyor ki, kişi oradan bir çıkış yolu arasın. Bu açıdan bakınca, depresyon bir nimet gibi görünüyor bana. Sana da öyle görünüyor mu?

Fakat tabii, bu söylediğimiz altı aydır, bir yıldır müzmin depresyonda olan hastalar için geçerli değil. Onları ayrı tutuyorum.

Bu ayrımı yaptıktan sonra, şimdi gelelim esas meseleye. Peygamberimiz’in bir sözü var diyor ki:

“Mü’min mütemadiyen rüzgarın eğici tesirine mâruz bir bitkiye benzer. Mü’min devamlı belalarla başbaşadır. Münâfığın misali de çam ağacıdır. Kesilip kaldırılıncaya kadar hiç ırgalanmaz.”

Sanırım, bu hadîs dindar bir insanın ruhsal sorunlar karşısındaki durumuna ışık tutuyor.

İtikadı sağlam ve doğru yol üzre hayatına devam eden ve kemâle doğru yürüyen bir mü’min, çeşitli durumlar karşısında yere kadar eğilse bile hacıyatmaz gibi çok çabuk düzelir. Kalıcı, uzun süreli ruhsal rahatsızlıklar, eğer organik (beden) kaynaklı değilse, onun kapısında uzun süre kalıcı olamaz.

Buna karşılık, hadîste münafık deniyor ama inançsızları da buna katabiliriz, onlar hayatı en mutlu şekilde yaşıyor gibi görünürlerken ruhsal sorunlarını sürekli geri plana iterler. Nerdeyse, tüm vücudu suyun altında bir tek burnuyla nefes alıyor olsa bile, “mutluluk oyunu”nu oynamaya devam ederler. Yani, hiçbir rüzgar sanki onların mutluluğuna engel olamıyordur.

Ama bir de bakarsın, gün gelir, o kişi kapı gibi devriliverir. Veya hadîste dendiği gibi, çam ağacı gibi. Yıkılır ve bir daha kalkamaz.

Buradan şöyle bir sonuç çıkarabiliriz: Önemli olan, Müslümanın ruhsal sorun yaşayıp yaşamaması değil; önemli olan, o sorunu aşıp aşamadığı, sorunu çözme kabiliyetidir!

Hadîse göre, Müslümanın özelliği kolay iyileşebilmesidir. İstersen, biraz daha somutlaştıralım söylediklerimizi:

İki kişi düşünelim. İkisinin de başına bir âfet geliyor ve diyelim ki malları mülkleri zayi oluyor. Dindar olanı, zaten bu dünya metaının kalıcı olmadığını ve başlarına gelen bu felâketin Rabbinden gelen bir imtihan olduğunu düşünüyor ve yine Ona sığınarak düştüğü yerden kalkmanın yollarını aramaya başlıyor. Eskisi kadar varlıklı olmasa bile, asgarî geçimini sağlayabilecek duruma gelmesi, onun şükretmesi için yeterli sebep teşkil ediyor. “Başkalarının gözünde” eski makam ve mevkisinden uzaklaşması, onu çok da büyük sıkıntılara sokmuyor.

İnançsız olanı ise, hemen, “Neden başkalarına değil de, kendisinin başına böyle bir iş geldiğini” sormaya başlıyor ve aklına o malı mülkü elde etmek için ne kadar büyük zahmetlere katlandığı geliyor. Mal ve mülkün her şeyiyle kendi kazandığı ve kendi sahipliğinde olduğunu düşündüğü için acısı çok daha büyük oluyor. Ve eğer yaşı ilerlemiş ve tekrar o malı mülkü yerine koyma şansı az ise, başlıyor dengesini yitirmeye. Akıl ve kalp kayışı, yavaş yavaş kopmaya başlıyor.

Elbette, bunun tekrar ayağa kalkışı, ötekisi gibi olmayacaktır, belki de hiç kalkamayacaktır. Meselenin özü, aşağı yukarı böyle. En azından, benim anladığım kadarıyla.

İstersen, bir de ruh mütehassıslarının bu konuda söylediklerine kulak verelim seninle:

Dr. Alexis Carrel: “Ahlak duygusu ile, zekanın aynı zamanda inkişaf ettiği içtimai topluluklarda, beslenme ve sinir hastalıkları, cinayet ve delilik nadirdir, insanlar orada mesuttur.”

Carl Jung: “Son 30 sene içinde dünyanın bütün medeni memleketlerinden bana müracaat edenler oldu. Yüzlerce hastaları tedavi ettim. Hastalarımdan, hayatın ikinci yarısına erenler, yani 35 yaşını geçmiş olanlar arasında hiçbir kimse yoktur ki, müşkülünü halletmek için son başvurduğu şey hayatına dinî bir bakış bulmaktan ibaret olmasın. Emniyetle diyebilirim ki, herbirinin hastalanmasına sebep, her devirde her yaşayan dinin saliklerine bahşettiği nimetlerden mahrum olmasıdır. Hem de dini görüşünü yeniden kazanamayanlardan hiçbiri gerçekten iyileşemedi.”

İşte, uzmanların görüşleri de bu şekilde. Umarım, soruna yeterli bir cevap olmuştur.

Zafer Dergisi-Doktor Şifa

MUTLULUĞUN FORMÜLÜ:)

Eğitim-Psikoloji 10 Yorum Yapılmış »


Mutluluk gidilen yolun üzerindedir, yolun sonunda değil. Zira yolun sonunda da olsa, ona varıldığında yol bitmiş ve vakit de geçmiş olurdu.

Mutlu olmanın zamanı ise, bugündür, yarın değil. Yarın mutlu olmayı bekleyenler şuan Karacaahmet’te bu bekleyişlerini sürdürmektedirler. Fakat bugün mutlu olmasını bilenler her zaman bu mutluluğu sürdürürler.

Akıllı insan odur ki, sahip olmadığı şeyler için üzülmez. Çünkü bilir ki, elde olmayana üzülmek mutsuzluk sebebidir. O, sahip olduğu şeylerin değerini bilir ve bunlara sahip olduğu için sevinir, böylece mutluluğu iki kat artar.

Mutlu olmak, manen yükselmek istiyorsan,

gönüller almaya,

gururu ve kibri

bırakmaya bak.

Mevlana

Mutlu olmanın formülü çok kolay. Onları sıralayacak olsak, ilk aklımıza gelenler şunlar:

v Ufak şeyleri dert etmeyin.

v Kusursuz olunmayacağını bilin.

v Rahat ve ılımlı olun.

v Birisine bir iyilik yapın ve kimseye bundan bahsetmeyin.

v Sevgi elini önce siz uzatın.

v Herkese selam verin.

v Rast gele iyilikler yapın.

v Bir davranışın ardındaki masumiyeti görmeye çalışın.

v Gönlü bol olmayı, haklı olmaya yeğleyin

v Aynı anda birkaç şey yapmayın.

v Planlarınızda esnek olun.

v Sahip olacaklarınızı değil, elinizde olanları düşünün.

v Olumsuz düşüncelere yüz vermeyin.

v Bulunduğunuz ortamda mutlu olmaya bakın.

v Sorunları ve acıları, terbiyeci ve öğretici olarak görün.

v Başkalarını suçlamayı bırakın.

v Daha fazlasını istemeyin, elinizdekinin kıymetini bilin.

v İç dünyanız için zaman ayırın.

v Üzüntü ve acıların sizi mahvetmesine izin vermeyin.

v Değiştiremeyeceğiniz şeyleri kabul etmeyi öğrenin.

v Size yapılmasını istemediğinizi, başkasına yapmayın.

v Bugünü, son gününüzmüş gibi yaşayın.

Mutlu olmak için, “ASLA, AMA, FAKAT, KEŞKE, FARKETMEZ” demeyin. Başkaları için değil kendiniz için yaşayın. Tekrarlardan kaçının ve tecrübelilerin tecrübelerinden istifade edip, örnek almayı bilin. Sevgiyi kalbinizden çıkarmayın.

Hayatta başarılı olmuş bir adama bazı gençler sormuş:

- Hayatın, bize ulaşabilecek en yüksek mutluluk ve başarıyı sağlaması için ne yapmalıyız?

- Bu sorunuz bana bir ineği olan köylüyü hatırlattı. Köylüye ineğin ne kadar süt verdiğini sormuşlar. O da, “ineğim hiç süt vermez, sütü ondan sizin almanız gerekir,” cevabını vermiş. İşte hayatta size, mutluluk ve başarıyı kendiliğinden vermez, onu hayattan, gayret ve başarılarınızla sizin almanız gerekir.

Bu bilgenin söylediği gibi, siz de hayatta mutluluğu yakalamak istiyorsanız, şu şartları yerine getirmelisiniz.

İstek: Mutlu olmaya hevesli olun. Mutlu olmayı istemezseniz, mutluluk gelip sizi bulmaz.

Sorumluluk: Olaylar karşısında kontrol mekanizmanızı çalıştırmalısınız.

Farkındalık: Sizin neyin mutlu ettiğini iyi bilmelisiniz.

Yeniden Başlamak: Ters giden şeyi tekrar denemek, vazgeçmemek.

Yenilikçilik: Yeniliklere açık olmak mutluluğun anahtarıdır.

Kıymet Bilme: Kendinden memnun olmak ve hataları kabul etmek gerekir.

Fedakârlık: Özveride bulunmak ve yardıma hazır olmak.

Dürüstlük: Kendinize ve çevrenize karşı dürüst olmak.

Mutlu olmak isteyen insanın hayatta mutlaka bir AMACI OLMALI. Karınca misali. Hacca gitmeyi hedefler, varamasa da o yolda ölmeyi bile mutluluk sayar.

Mutlu olmayı ŞARTLARA BAĞLAMAMAK. Okulu bitirince mutlu olacağım, okul biter, iş bulma telaşı başlar, o biter bir başkası. Derken istekler bitmez. Hayal ettiğimiz büyük mutluluğu ararken, mutsuz bir ömrü tamamlamış olmayalım.

ŞÜKRETMESİNİ BİLENLER MUTLU OLURLAR. Çünkü teşekkür ve şükür, kişiyi motive eder. Samimi olarak size teşekkür edilse, yaptığınızın doğru olduğunu düşünür ve yolunuza devam edersiniz. Bu yüzden teşekkürü sıkça kullanalım ve şükretmeyi devamlı hale getirelim. Rabbimize karşı nimetlerinin şükrünü eda ettikçe mutluluğumuz daha da katlanacaktır. “…andolsun ki, şükrederseniz, arttırırım…”(İbrahim-7) ayetinde buyrulduğu gibi…

DOSTALARI ÇOK OLANLAR MUTLU OLURLAR. Kadınların erkeklerden fazla yaşamalarının sebeplerinden biri de daha çok arkadaşlarının olmasıdır. Eskiden aileler kalabalıktı, bunu ihtiyaç kalmıyordu. Ama günümüz şartlarında mutlaka hakiki dostlara ihtiyaç var.

İNANÇLI OLANLAR MUTLU OLURLAR

İnanan insan, başına ne gelirse gelsin Rabbinden geldiğini bilir, Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın dizelerini dilinden düşürmez: “Hoştur bana senden gelen, ya gonca gül yahut diken, ya hil’atü yahut kefen.” Yine aynı inançla, “Görelim Mevla’m neyler, neylerse güzel eyler.” Her zorluk karşısında da, “Bu da geçer ya Hu” demesini de bilir.

BAŞKALARINI KISKANMAK MUTSUZLUKTUR. Kendinde malca üstün olanlara bakıp kıskanmak insanı mutsuz ve bedbaht eder. Onun için inançça üstün olana bakıp onu örnek almak en güzeli.



Sözün kısası, eğer mutlu olmak istiyorsanız; sürücü sizsiniz, yolunuz açık olsun..


MİNE İZGİ

Eğitimci Yazar


 

Social Widgets powered by AB-WebLog.com.

couk