Hepinize bu güzel bahar gününden selamlar sevgiler..
Alışık olmadığım bir şekilde ara vermek zorunda kaldım. Ben ki gittiğim seyahetlerde bile sitesini ihmal etmeyen biriyim.. Günlerdir battaniye ve yatak bazen de çekyat arasında sıkıştım kaldım. Selpak mendiller en yakın arkadaşımdı Yaptığım şeyler, üst üste giyinip yatmak, sürekli burnumu silmek, bitki çayı içmek, gözümü açabildiğim zamanlarda telefonumdan twit atabilmekti. Mütamadiyen yattım/yatıyorum. Hem grip hem sinüzit birbirine karıştı ve epey sarstı beni. Hâlâ iyileşmedim ama kendimi biraz daha iyi hissettiğim bugünde size bir selam vermek istedim. Yarın daha iyi olursam bir tarif paylaşacağım inşallah.
Bu arada başlık ne alaka diyecek olursanız: Canım dünden beri çok fena yoğun çikolatalı kek istiyor. Ama yapacak kimse yok Bi ablam yapar ona da birşey demedim. Velhasılı durum böyle yani..
Aman bu şaşkın bahar havasında üşütmeyin, dikkat edin kendinize.. Allah’a emanet olun…
Her doğum günü dünya hayatında bir yaş daha büyüdüğümüz ve ebedi alemde Rabbimize bir adım daha yaklaştığımız bir gün.. İnsan ömründen çeyrek asırı geride bırakıp onun üzerine yıllar edindikçe son’a ama aslında başlangıç’a daha çok yaklaştığını hissediyor..
Tekrar İstanbul’dan selamların en güzeliyle selamlarıyorum sizleri… Rabbimin selamı, sevgisi ve ilgisi hepinizin üzerine olsun inşallah!
Söze nereden başlayacağınızı bilemediğiniz zamanlar vardır hani; işte öyle bir zamandayım.. Şuan bedenen odamda olsam da ruhum hâlâ Bursa’da uçuşuyor. Günlerdir ayaklarım havada gezdim durdum. Gece yattığımda yüzümde kocaman bir gülümseme, heyecandan uyuyamadım.. Sabah kalktığım da ne yapacağımı bilemedim…
Bir kaç senedir bu kadar güzel ve uzun kar yağmamıştı. Dışarıya çıkamasam bile pencereden lapa lapa yağan karı seyretmek ne kadar huzur verici. Rabbimin büyüklüğüne ve nimetlerine yağan kar taneleri adedince şükürler olsun..
Daha önce yazdığım gibi arşivin 2008 ve 2007 kısmının pek çok fotoğrafları bu adresde görünmüyor teknik nedenlerden dolayı.. Ben de bazı geceler site üzerinde mesai yapıyorum, kategori olarak tarifleri inceleyip not alıyorum. Eğer yedekde olan fotoğrafı beğeniyorsam güncelliyorum, beğenmiyorsam yapılacaklar listeme ekliyorum kısa bir zamanda yapıp fotoğralamak için. Kolay değil tabi onlarca kategori ve koskoca iki yılı toparlamak..
İşte yine mesai yaptığım gecelerin birinde oturup tariflere yapılan yorumları da okumaya başladım. Tarifin önündeki yazılara göz attımm. Haliyle dalıp dalıp gittim, kimi zaman gözlerim doldu, kimi zaman tebessümle okumaya devam ettim..
Serrose’nin paylaştığı kırtasiye ürünlerini gördükçe içim gidiyor her seferinde, o kalemler, cicili bicili defterler.. Bugün aklıma düştü ben de döktüm ortaya kalemlerimi bir kaz pozunu çektim.
Kalemlik sütlü nurişimden hediye. Aslında kalemliğimde çok benim ama kullanmadıklarımı kaldırdım..
Bize biçilen ömrü bir şekilde yaşayıp gidiyoruz günbegün.. Yeri geldiğinde buradan da bazı ayrıntılar paylaşsam da çoğu şeyi yazamıyorum veya yazmıyorum. Bugün bir kaç yaşanılmışlığı yazmak istedim ki dönüp baktığımda yüzümüzü güldürecek günleri hatırlayalım..
Malum dün hicri yılbaşımızdı. Biz maaile biraradaydık çok şükür. Afra ablamda toplandık ve çiğ börek partisi yaptık. Mutfağı görmeliydiniz, buru yoğurdu, biri açtı, biri içini koydu, biri kızarttı derken yine ağız tadıyla bir akşam geçirdik. Sonunda bir kaç zamandır ara verdiğimiz Kur’an tilaveti ve sohbetimizide babamdan dinledik Allah kabul etsin.
Dün sabah güzel bir bayram kahvaltısı daha hazırlamaya niyetliydim, Esra ablamlar gelecekti. Sonra onlara misafir gelecek olmasından dolayı kahvaltı çay saatine döndü. Aynı zamanda Harun Selim’e doğum günü için sürprizler yapmaya niyetlendim. Geçen bayram kardeşi Asude Zehra’ya yaptığım sürpriz doğum gününde herşeyi pespembe görünce,- ama bu sofrada hiç erkekler için birşey yok- diye sitem etmişti. Bundan mütevellit masmavi bir sofra kuracaktım. Kafamda bir sürü planlar yaptım, gece yarısı pastayı hazırladım, salata için börülceleri suya koydum. Tuzlu çörek yaptım vs. Zaten tüm gün gelen gidenden sürekli ayaktaytım ve yine belim ağrıyordu, üzerine bir de diş ağrısı eklenince yattığım yeri bilemez haldeydim. Hatta en son tivitim “kimse beni erken kaldırmasın” olmuştu..
Renklerim tükenmişti, bir süre o renksizlikde “kendi halime” yaşa(ma)mak istedim.. Tüm iletişim yollarımı kapadım. Bir çok takipçimin farkında olduğu gibi ilk kez “sesizce” uzaklaştım..
Kimseye dert anlatacak mecalim yok; olsa bile sürekli “aynı” teselli cümlelerini duymaktan “bıktım!” Ayrıca kimseye hesap vermek zorunda da değilim!
İlk kez ruhumdaki fırtınaları tüm çıplaklıyığla anlatasım var ama artık burada “bizbize” değiliz.. Dua edin yeter..
Pazartesi görüşmek üzere.. Sizi Candan Erçetin’in duygularıma tercüman olan şarkısıyla başbaşa bırakıyorum..
Son Yorumlar