Dur yolcu!
Bastığın yer bir devrin battığı yerdir!
Tam 96 yıl.. Koskoca bir asır önce yiğitlerimiz deniz ve kara savaşları olarak bir çok Çanakkele savaşına girmiş ve sonuç olarak şükürler olsun kazanan taraf olmuşuz..
Bir arkadaşım geçen gün eskiden mart ayı denilince dert ayı akıllara gelirdi, çok şükür artık Çanakkale Savaşları da akla geliyor dedi. Gerçekten çok şükür ki son yıllarda özellikle belediyelerin ücretsiz Çanakkale gezileri, panelleri, anma programları vs.ler sayesinde bu ay şehitlerimizi hatırlayarak, onlara bol bol dua ederek, hatimler, yasinler, fatihalar yollayarak geçiyor.
Rabbim bir daha öyle kötü günler yaşatmasın inşallah, cümlemizi korusun. Şehitlerimizin açtığı yolda, imanla daha güzel günlere doğru yükseliriz inşallah..
Son yıllarda her ne kadar Çanakkale’yi hatırlıyor olsak da, ne yazık ki unuttuğumuz bir şey var; o zaferler İMAN gücüyle kazanıldı, sadece bilek gücünün asla yetmeyeceği, malzemenin, insanın azlığını hepimiz biliyoruz. Şimdilerde o kutlu insanların iman gücü Allah Allah sesi unutulmuş, unutmamış insanlara da unutturulmaya çalışıyor malesef. İmansızlık kol geziyor her yerde.. Allah sonumuzu hayr etsin ve gençlerimize iman-ihlas nasip etsin.
*Bu sitede Çanakkale Savaşları hakkında tüm ayrıntıları bulabilir, şiirler okuyabilirsiniz..*
İstanbul’un Fethi, 29 Mayıs 1453′te, şehri günlerdir kuşatan Osmanlı ordusunun, şimdi İstanbul olarak bilinen, o zamanki adıyla Konstantinopolis (Constantinople) şehrini Sultan II. Mehmed Han’ın komutanlığında fethetmesidir.
Bu fetihten sonra Osmanlı Devleti İmparatorluk olmuş, henüz 21 yaşında olan Sultan II. Mehmed, fatih unvanını da alarak Fatih Sultan Mehmed olarak anılmaya başlanmıştır. Tarihteki en önemli devletlerden olan Doğu Roma İmparatorluğu böylelikle sona ermiştir.
devamını oku »
Yıl 1921 Türkiye Büyük Millet Meclisi kurulalı daha birinci yılını doldurmamış. yurdumuzun düşman işgaline uğradığı felaket günlerini yaşamakta.Bu ortamda Saldırgan düşmana karşı Anadolu’da tutuşan heyecanı koruyacak; vatan sevgisini ve inancı canlı tutacak bir marşın hazırlanması düşüncesi konuşuluyor.
İstanbul’un Fethi, 29 Mayıs 1453′te, şehri günlerdir kuşatan Osmanlı ordusunun, şimdi İstanbul olarak bilinen, o zamanki adıyla Konstantinopolis şehrini Sultan II. Mehmed Han’ın komutanlığında fethetmesidir.Bu fetihten sonra Osmanlı Devleti İmparatorluk olmuş, henüz 21 yaşında olan Sultan II. Mehmed, fatih unvanını da alarak Fatih Sultan Mehmed olarak anılmaya başlanmıştır. Tarihteki en önemli devletlerden olan Doğu Roma İmparatorluğu böylelikle sona ermiştir.
***
İstanbul’un Fethi’nin Türk Tarihi Açısından Sonuçları
2. İstanbul’un Fethi ile Osmanlı Devleti’nin Anadolu ve Rumeli toprakları arasındaki Bizans’ın yarattığı tehlike ortadan kalktı.
3. İstanbul’un Fethi ile Karadeniz’i Akdeniz’e bağlayan ticaret yolları ele geçirildi.
4. İpek Yolu‘nun Avrupa’ya giden kolu ele geçirildi.
5. İstanbul, Osmanlı Devleti’nin başkenti yapıldı ve II. Mehmed ülke alan, ülke açan anlamına gelen ‘Fatih’ ünvanını aldı.
6. Osmanlı Devleti’nin İslâm Dünyası’ndaki saygınlığı arttı.
7. Fener Rum Patrikhanesi Osmanlı himayesine girdi.
İstanbul’un Fethi’nin Dünya Tarihi Açısından Sonuçları
2. İstanbul’un Fethi sırasında kullanılan büyük topların, en güçlü surları bile yıkabileceği görüldü. Bu denli güçlü topların yapılması, Avrupa’daki ‘ derebeylik‘lerin yıkılmasına ve merkeziyetçi krallıkların güçlenmesine neden oldu.
3. İstanbul’un Fethi ile İpek Yolu’nun Orta Asya‘dan Avrupa’ya giden kolunun Osmanlı Devleti’nin eline geçmesi, Avrupalılar’ı yeni ticaret yolları arayışına yöneltti. Bu olay ‘ Coğrafi Keşifler‘in nedenlerinden birini oluşturdu.
4. İstanbul’un Fethinden sonra İtalya’ya giden bilim adamları, orada eski Yunan ve Roma eserlerini inceleyerek, ‘ Rönesans‘ın başlamasına katkıda bulundular.
Arif Nihat Asya
*****

Hey onbeşli onbeşli
Tokat yolları taşlı
Onbeşliler gidiyor
Kızların gözü yaşlı
Aslan yârim kız senin adın Hediye
Ben dolandım sen de dolan gel beriye
Fistan aldım endazesi onyediye
Bu türküyü hatırladınız değil mi? Peki bu Onbeşli türküsünün hazin hikâyesini biliyor musunuz? İşte size Onbeşli türküsünün hikayesi:
Çanakkale Cephesi, sanki bir ölüm değirmeni gibiydi; tükettiği insanlar haddi hesabı aşmasına ve İngiliz generali Aspinall-Oglanderin Geliboludaki kanlı muharebeler, Türk ordusunun çiçeğini bitirmiştir, tespitinde ifadesini bulan -gerçekten de İngilizler şehit olan gençlerimizi, “çiçeğin tomurcuğu” ve “vakti gelmeden solan gül goncası”na benzetiyorlardı- koskoca bir eğitimli genç nesli yutmasına rağmen bir türlü doymak bilmiyordu.
O kadar ki cephede meydana gelen boşlukları doldurmak için, diğer cephelerden asker getirilemediğinden, en yakın çevreden başlayarak, 15 yaşın üstündeki eli silah tutan bütün gençlerin dahi, gönüllü olup olmadığına bakılmaksızın, Çanakkaleye sevk edilmeleri alışılmış normal bir hadise haline gelmişti.
O günler, köyde, kasabada erkeğin kalmadığı, gücü kuvveti ve boyu posu yerinde olan herkesin asker olduğu ya da asker olmak zorunda kaldığı kara günlerdi.
Birinci Dünya Savaşında, Osmanlı ordusunda insan kaybı öyle bir noktaya varmıştı ki Harbiye Nezareti, harp bütün hızıyla sürerken askerleri birkaç günlüğüne de olsa memleket iznine göndermeye gayret etmişti.
Çünkü harpte gün geçtikçe daha da artan kayıplar, nüfusun tükenmekte olduğu korkusunu doğurmuş ve savaşan askerler memleketlerine nüfusu çoğaltmak üzere gönderilmişlerdi.
Çanakkale Savaşı sırasında, İtilaf Devletlerinin Nisan 1915ten itibaren kara çıkartmasına başlamalarıyla birlikte cephede takviye kuvvetlere ihtiyaç hâsıl olunca Sultan V. Mehmed Reşad 14 Mayıs 1331de (27 Mayıs 1915) bir irade (emir) yayınlayarak, yukarıda sözünü ettiğimiz Askeri Mükellefiyet Kanununda değişiklik yapmak ve lise talebelerini de cepheye çağırmak zorunda kalmıştı.
Sultan Reşad, yayınladığı iradede, Mükellefiyet Kanununun 42. Maddesine ek olarak hazırlanan kâtib-i sultaniye 10. sınıf müdaviminine mütedair (devam edenlere dair) başlıklı fıkra hakkında şöyle geçici bir düzenleme yapma yoluna gitmişti:
Madde 1: Mükellefiyet-i Askeriye Kanun-u Muvakkatinin (geçici kanununun) 42. Maddesindeki fıkra atiye (geleceğe) tezyil (ertelenmiş) olunmuştur. Muayene-i intihaiye esnasında (muayene sonucunda) mekatib-i sultaniyenin (sultani mekteplerinin) onuncu sınıflarında bulunanlar da hizmet-i makzura (zikri edilen hizmet) hakkına nail olacaktır.
Sultan V. Mehmed Reşadın iradesinden sonra Harbiye Nezareti de bir tebliğ yayınlayarak, 1314 (1896) doğumluların (yani 19 yaşındakilerin) henüz askerlik hizmetine çağrılmamışları ile 1315 (1897) doğumluların, bedenleri gelişmiş, harbe elverişli ve silah kullanmaya kabiliyetli olanlarından müsait bulunanların da kıtalara teslim olmalarını istemişti.
Padişahın ve Harbiye Nezaretinin bu çağrısı üzerine, Balıkesir, Bursa, Kütahya, Manisa, Adapazarı, İzmir, Aydın, Muğla ve Konyanın, tahsilleri ve hayatlarının henüz başındaki bu yeni yetme gençleri, vatanın kendilerinden beklediği yüce vazifeyi hakkıyla ifa etmek azim ve inancıyla silâhaltına koşacaklardı.
Ekseriyeti 15 ila 19 yaşında olan bu genç bahadırların cepheye katılımları anısına Anadoluda yakılan meşhur Hey Onbeşli Onbeşli adlı türküde de söz konusu durum çok acı ve dramatik bir dille anlatılmıştır. Burada sözü edilen 15liler 1315 doğumlulardır.
Yani 1 Haziran 1897 ile 22 Mayıs 1898 arasında doğan ve tam 18 yaşını doldurmuş olan gençlerdi. Türküde, bu 1315li gençlerden şöyle bahsediliyordu:
Hey onbeşli onbeşli
Tokat yolları taşlı
Onbeşliler gidiyor
Kızların gözü yaşlı
Aslan yârim kız senin adın Hediye
Ben dolandım sen de dolan gel beriye
Fistan aldım endazesi onyediye
Gidiyom gidemiyom
Az doldur içemiyom
Sevdiğim pek gönüllü
Koyup da gidemiyom




Son Yorumlar